Bir toplumun bozulması adalet, ilahiyat ve bilimin bozulması ile başlar.

Siyah cübbe giymeye hak kazanmış olan üç müesseseden adaletin bozulması toplumsal yapının; ilahiyatın bozulması manevi yapının; bilimin (adamlarının) bozulması gelecek umudunun yıkılması sonucunu doğurur.

İlle ve lakin bu üç kurumdan adalet, hepsinden önde gelir. İlahiyat ve inanç, kişiseldir. Yetersiz ve dejenere din adamlarını dinlememe hakkı, kişinin kendi inançları yönünde davranmasına dayanak olur. Yetersiz ve/veya sözde bilim adamlarını ciddiye almamak, söylediklerine sırtını dönmek ise, herkesin her ortamında kullanabileceği hakkıdır.

Amma…

Adalete gelince…

Adalet, hiç birine benzemez.

Adalet toplumsal düzenin garantisidir.

Adaletin olmadığı yerde devlet ve millet kalmaz. Her şey paramparça olur.

Meşhur sözdür: “Adalet mülkün temelidir” sözün aslı Arapça olup, "El-'adlü esâsü'l-mülk"tür ve Hz. Ömer'e aittir. Muhtemeldir ki, Atatürk bu ifadeyi okumuş ve kullanmıştır. Gündelik hayatımıza da Atatürk’ümüzün adıyla girmiştir.

Yapılan yorumlarda bir temel hataya düşülmektedir. ARAPÇA’DA MÜLK, DEVLET-ÜLKE demektir. Öte yandan “mülk” kelimesi Arapça’dan Türkçe’ye geçerken, "Mahkeme kadıya mülk değil" deyiminde olduğu gibi gayrimenkul anlamında kullanılmıştır.

Dolayısıyla,

Tüm adliye binalarında yazılı bulunan “Adalet, mülkün temelidir” sözü, “Adalet, devletin temelidir” şeklinde anlaşılmalıdır.

Dolayısıyla…

Adaletin bozulması…

Devletin bozulmasıdır…

Öte yandan…

Adalet, adalet sarayına hapsedilmiş bir kurum veya kavram değildir.

Adalet hayatın her alanında mutlak uyulması gerekli kurallar silsilesidir.

Devlet adına yetki sahibi olanların, -hangi gerekçe ile olursa olsun- adaletten ayrılmaya veya keyfi uygulamalar yapmaya hakları yoktur.

Devletin vazgeçilmez parçası olan vatandaş, adalete güvenini kaybederse, kaos ve anarşiye zemin hazırlanır.

Bunları niye mi yazdım?

Yıllardır YÖK’e, BİMER’e, Maliye Bakanlığı’na verdiğim OMÜ ile ilgili şikayet-ihbar dilekçelerinin çoğuna cevap alamadım.

YÖK’e, Danıştay’a verdiğim itiraz dilekçelerine cevap alamadım.

Anayasanın 40/2. maddesine rağmen, İYUK’nda “Zımni red” diye bir kılıf uydurulmuş; ‘itirazınız reddedildi’ bile demiyorlar.

Sonra da ‘zaman aşımı’na sığınıyorlar. İlahi adalette ve vicdanlarda zaman aşımının olmadığını unutuyorlar.

Bilmiyorlar ki: bizim için şu ana kadar formaliteler tamamlandı… Mücadele şimdi başlıyor.

Olay, Danıştay’a ve hatta -gerekirse- Anayasa Mahkemesi’ne kadar gider.

***

Baro’ya yaptığımız şikayete, dört ay sonra cevap geliyor…

Şikayet ettiğimiz şahsı suçsuz bulmuşlar. Yazıdan anladığımız, bir muhakkik avukat olayı incelemiş…

İyi de…

Soruşturmada, öncelikli olarak şikayetçiye sorulup ve ifadesinin alınması usuldendir: ‘Bu şikayet dilekçesi ve imza size mi ait? Başka bir diyeceğiniz var mı?’

Sorsa; vatandaşın son icraatlarını da anlatacağım.

Anlaşılan o ki, soruşturmayı yapan avukat, ‘aklama soruşturması’ yapmış.

Kerami Gürbüz başkan da bilmem hangi sebeple, soruşturmacının adını yazmamış.

Bu konudaki yorum hakkımız saklıdır.

***

Geçmiş yazılarımdan birinde bir fıkra anlatmıştım. Sevgili genel yayım müdürümüz Hayati Kaynar, benim fıkrayı sansürleyip kesmişti. Şimdi o fıkrayı tekrar yazıyorum. Eğer bunu da keserse…

Size söz veriyorum: Bir yazısında başlığa taşıdığı “Karpuzcu arkada” fıkrasını anlatacağım.

Seyreyleyin o zaman, gümbürtüyü…

İşte benin yazının sansürlenen kısmı…

Nasrettin Hoca Timur'un sarayında vezirlerle sohbettedir.

Derken... Gençten, yakışıklı, süslü-püslü birisi yanlarına yaklaşır. Tüm vezirler ayağa kalkıp temenna çakarlar ve hürmet gösterirler. Kısa bir hoş-beşten sonra genç adam ayrılır.

Hoca vezirlere sorar: "Kimdi, bu adam? Niye bu kadar hürmet gösterdiniz?"

Vezirler cevap verirler: "Bu genç adam, padişahımızın damadıdır."

Bundan sonrasını...

Bilenler, bilmeyenlere anlatsın.

 

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.